B
üyükada’nın en güzel sokaklarından birinde, beyazlığıyla insanın içini açan son derece sevimli bir ada oteli. Görür görmez bir kadın eli değmişliği hissediliyor.
Ortalık pırıl ama aynı zamanda yaşıyor. En güzel yeri hemen girişte, sokak tarafına bakan camekanlı verandası. Kış vakti bile müthiş bir ışığı, aydınlığı var. İnsanı, mutlak bir iyimserlik moduna sokuyor.
Otel geçtiğimiz yıl açıldı. Binanın dışı eskisinin tıpkı yapımı. Hangi dönemin eseri tam bilmiyoruz ama dantelli fırfırlı hayli süslü bir bina. İçerisi ise çağdaş Türk mimarisi. Hiç öyle antika mantika işlerine bulaşmamışlar. Fonksiyonel, çok da abartıya kaçmadan tatlı bir pratiklikle döşenmiş.
Biz, terasında güneşlenme (veya mehtabı seyretme) imkânı da sunan en üsteki odalardan birinde kaldık. Karşı dama toplanan martıların müziğinde tam bir ada gecesi geçirdik.
Sahibesi Özlem Hanım; cana yakın güler yüzlü bir insan. Ev sahipliğini titizlikle üstleniyor. Otelin en büyük artısı 24 saat ayakta personelinin olması. İkinci artısı iskeleye 8 dakika.(Koşarak 4)
Yazan: Mutlu Tönbekici, son ziyaret: Ekim 2010)
Büyükada hakkında
Büyükada, yabancılar tarafından Prens Adaları olarak da bilinen İstanbul açıklarındaki adaların en büyüğüdür. Eski Yunanca adı Πρίγκηπος Prinkipos'dur. Prinkipos Yunanca'da Prens anlamına gelmektedir.
Yüzölçümü 5,4 km2'dir. Kış nüfusu 2000 yılı verilerine göre 7.320 kişidir. Evlerin çoğunun yazlık mahiyetinde olması sebebiyle yaz nüfusu kış nüfusundan çok daha fazladır. Maltepe sahiline uzaklığı 2.300 metredir. Büyükada'da biri güney, diğeri kuzeyde olmak üzere iki tepe bulunur. Güneydeki tepe, 203 metre yükseklikteki Yücetepe'dir. Kuzeydeki tepe ise 164 metre yükseklikteki Manastır Tepesi'dir.
1930 yılında Karacabey mevkiindeki Rum Ortodoks mezarlığı yakınında bulunan ve Büyük İskender'in babası Makedonya kralı II. Filip'e aitaltın sikkeleri ihtiva eden Büyükada Definesi, adanın tarihine ilişkin en eski bulgudur. Hepsi 207 altın sikkeden ibaret olan define şu andaİstanbul Arkeoloji Müzesi'ndedir. Diğer Prens Adaları gibi Büyükada da Bizans döneminde sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Adalar, Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un fethi'nden bir ay önce alınmıştır.
Adanın en yüksek tepesinde Aya Yorgi Kilisesi ve Aya Yorgi Manastırı bulunmaktadır. Buradaki ilk yapı, M.S. 6. yüzyıl'da inşa edilmiştir. Bu mevkide, bir çok kilise ve manastırın kalıntıları da vardır. Bunlardan bazıları günümüze kadar ulaşmış, bazıları yıkıntı olarak kalmıştır.
İsa Tepesi'nde ise Hristos kilise ve manastırı ile Rum Yetimhanesi bulunmaktadır. Rum Yetimhanesi'nin binası harabe olmasına rağmen halen dünyanın en büyük ahşap monoblok yapılarındandır.
Kumsal semtindeki Ayios Dimitrios kilisesi de Büyükada'nın önemli dini yapılarındandır. Adadaki çok küçük Ortodoks cemaat, büyük ayinlerini burada yapar.
Büyükada'da bulunan 4 camiden mimari bakımdan en dikkat çekeni 2. Abdülhamid tarafından yaptırılan Hamidiye Camii'dir. Mimari açıdan Batı etkisinde inşa edilmiş bulunan mekân, Ada Cami Sokağı'nda bulunmaktadır.
Tarihi ve doğal güzellikleriyle yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktalarından biridir. Motorlu taşıtların yasak olduğu (resmi araçlar hariç) adada ulaşım bisiklet ve faytonlarla sağlanır.
Denize girmek isteyenler için dört plajı mevcuttur:
- Prenses Koyu Plajı
- Yörükali Plajı
- Nakibey Plajı
- Kumsal Plajı
Lev Troçki'nin, Gürcü asıllı Sovyet lideri Stalin tarafından sürgün edildikten sonra 1929-1933 yılları arasında yaşadığı Nizam Mahallesi'ndeki ev ve ünlü yazar Reşat Nuri Güntekin'in Maden Mahallesi'ndeki evi adayı ziyaret edenlerin ilgisini çekmektedir.
Aya Yorgi manastır ve kilisesinin özel bir yeri vardır: Her yıl 23 Nisan ve 24 Eylül günlerinde sayısız insanın 200 metrelik bu tepeyi tırmanıp kiliseye ulaşınca, inancı doğrultusunda dua ettiği, niyet tuttuğu ya da şifa umuduyla siyah cüppeli bir Ortodoks papazdan dua dilediği görülebilir.
Heybeliada (Halki) için oralı bir Rum'un yazdığı mektup
1912'lerin Prens Adalarının ikinci büyük adası Heybeliada'nın (Halki) şirin bir tasviri... İstanbul'un ve Marmara Denizinin bu güzel adasının mazide kalan sayfalarından bir yaprağı...
Muhibbim K. Efendiye
Azizim,
Hala hayaller içerisindeyim. Uykusunu güzel rüyalarla geçiripte uyanan kimsenin, tatlı rüyalarının devamı arzusu ile gözlerini betekrar (tekrar tekrar-f.d.) kapatıp biraz evvel nazarlardan firar eden güzelliklerden doymak istediği gibi aynı hal bendede vaki olmuştur.
Azizim, İstanbul’u hiç ziyaret ettin mi? Bahar sabahının ilk saatlerinde aheste aheste köprüye (Galata Köprüsü-f.d.) doğru hareket eden bir vapur üzerinde bulunup da, ansızın gözler önünde bir sinematoğraf perdelerinde açılan günagün manzaralar gibi etrafını çeviren o güzel ufukları, latif bahçeler, yüksek ağaçlar içinde boğulan köşkleri, tepeleri, güneşin ilk ziyaları ile parıl parıl parlayıp azameti ile ruhta derin derin hisler uyandıran o mavi renkli denizi görmeli, Sarayburnunun, Boğaziçinin insanı sermest (kendinden geçmiş - başı dönmüş-f.d.) eden sahillerini, bu sahillerin o ince güzelliklerini temaşa etmeli ki İstanbul’un şirinliği hakkında bir fikir husule gelsin.
Fakat uzaktan bu kadar güzel görünen payitahtın içerisine girip de Galata ve Stambul’un (Suru Humayun-Suriçi eski İstanbul-f.d.) dar dar sokaklarını, cadde ve ebniyelerinin (binalarını-f.d.) intizamsızlığını gördüğün vakit vapur içerisinde uyanan ilk müessirat (etki-f.d.) yavaş yavaş sönmeye başlar.
İstanbul’un en güzel yerleri arasında müstesna bir mevki tutmuş yerler Adalardır. İstanbul’a gelip de Adaları (Prens Adaları-f.d.)ziyaret etmeyen, içinde hiç olmazsa bir ay oturmayan kimse en güzel bir manzaradan, en tatlı bir zevkten kendini mahrum etmiş olur.
Adalar adetçe dokuzdur: Proti (Port-Porty-Kınalı), Antigoni (Burgaz), Halki [1](Heybeli), Prinkipos (Büyükada), ki bunlar meskundur, diğerleri Okseia[2] (Oxis- Oksia- Sivri Ada), Pita (Kaşık Adası), Pilati[3] (Yassıada), Neiandros (Neandros - Balıkçı Adası - Tavşan Adası), Terevinthos (Terevintos - Sedef Adası) ki gayri meskundur. Bu adalardan bazısına eskiden Bizans İmparatorları ve büyük ruhbanlar nefi (nefy–sürgün -f.d.) edilirlermiş. Halkiden biraz uzakta güzellikleri ile kendisine rekabet eden (rakip olan-f.d.) Prinkipos (Büyükada), sık ağaçlıklarının gölgelikleri ile esrarengiz güzelliklerini nazarlara açıp, ruha safa veren ağaçlarının, iki genç aşıklar gibi yekdiğerine (birbirlerine-f.d.) sarılan dalları içerisinde, derinliklerinde açılan dar dar yeşil yollar ihtiyarlara bile iştahlı arzular uyandırıcı, eski aşklarını düşündürmeye sevk edici bir cennete mukayese edilse sezadır.
Fakat azizim, benim meftun olduğum ada Halki’dir. Prinkipos (Büyükada), saltanata, şehvete, servetlere karşı cilveler çeken, ihtişamı ile, güzelliği ile gözleri kamaştıran şirin fakat sahib-i kibir bir kadına, Halki (Heybeliada) ise ismetin kırmızılığını yüzünde muhafaza etmiş korkak, fakat tatlı simalı bir bakireye benzer. Birbirinden 10-15 dakikalık mesafede bulunan bu iki ada arasında ne büyük farklar vardır ! Birinde ses, şamata gözleri kamaştırır saltanat, fanilik, diğerinde sükun ve hayalat... Prinkipos (Büyükada), insanın sezgilerini zer (çoğaltan-f.d.), sermest ederek rehavete kılavuzlar. (sevkeder-f.d.) Halki (Heybeliada) ruhu difleştirir (canlandırır-f.d.), fikri yükseltir, velhasıl insanı kendine meftun kılar.
Sahra alemlerinin aşıkları, şehir ve kasabaların telaşelerinden kaçıpta tabiatın güzelliklerine hayran olmak isteyenler, orman gölgeliklerinde çam ve çınar ağaçlarının esrarengiz ahenkleri altında oturarak hafif meltemlerin, tatlı dalgaların ruha ilka (bıraktığı-f.d.) ettiği ihtisaslar, içinde vakit geçirmeyi arzu edenler, Halki gibi müstesna ve mümtaz ada dünyada az bulacaklar...
Tuhafı şurasıdır ki, insan burada ne kadar ziyade (fazla-f.d.) durursa o kadarda yeni yeni şirinlikler keşfeder. Tabiat bu adada olanca feyzini, letafetini izhara pek ziyade çalışmıştır. Azizim bilsen, kaç defalar kendimi derin bir zemin ağırlığı altında hissettiğim vakit, ruhumla başbaşa vererek ormanlık içine gider, ve en sık ağaçların altında oturarak ızdıraplardan kabaran sinemin zehirlerini bozkırlara karşı dağıtır, yahut tenha bir mahale çekilip çam ağaçlarının neşr ettiği ince, fakat kalbin en saklı köşelerine kadar nüfuz eden güzel rayihalarının tesisi ile ruhuma biraz serinlik vermeye kendimde büyük bir ihtiyaç hissederdim. Bazı defa kalbim aşkla galeyan edince sahilde bir ağaç altında derin derin hayalata dalar yahut denizin aheste aheste kayalıklara doğru çarpan dalgalarının ahengine göre bir hava uydurarak sinelerimi yakan aşkı etrafa ilan etmeye başlar ve istemeyerek gözümden dökülen iki yaş, fakat hararetli katreler bana acı ile karışık tatlı bir sükunet vererek, yeni arzular, görünmez sürurlar (neşe-f.d.) ile odama avdet ederim.
Fakat biraderciğim bu alemi, hayalatı (hayalleri-f.d.) bırakarak size sevimli adamızı tarif edeyim.
Köprüden (Galata Köprüsü-f.d.) bir saat bir çeyreklik (1 saat 15 dakika-f.d.) bir deniz yolculuğu yapıp da ada iskelesine çıkıldığında solda ve sahil boyunda Mekteb-i Bahriyenin vasi ve süt gibi beyaz binasına tesadüf olunur. Biraz ötede çarşı boyunca parlak oteller, güzel bahçe ve gazinolar ve bunların arkalarında kayıkçı ve balıkçılardan ibaret olan ada yerli ahalisinin ahşap evleri bulunur. İskelenin karşısında biraz yokuşlu bir yoldan geyet geniş ve her iki tarafı akasya ve çınar, ve çam ağaçları ile muhat (çevrili-f.d.) bir caddeye çıkılırkı bunun sağında zenginlerin güzel köşkleri arzı endam ederek her cihetle ziyaretçinin göz ve kalbini cezbeder. İşte bu yoldan çıkdıkça her adımda manzara değişir ve insan hayretten hayrete düşer. Her nereye gözünü çevirsen yeni bir levhayı sihirane (sihirli bir tablo-f.d.) açılır, yeni bir taravet (tazelik-körpelik-f.d.) gözleri şenletir. Sağdan Theologiki Sholi (Ruhban Okulu-f.d.) yeşillikler içinde boğulmuş ve en yukarısında gayet muhteşem mermer sütunlarla müzeyyen (süslü-f.d.) olup P.Stefanovik (Osmanlı döneminin bankerlerinden Pavlos Stefanovik Skilitsis-f.d.) nam kimsenin ulu himmeti ile husule gelen mutantan bir bina... Bu tepeden manzara o kadar güzeldirki tarifi kabil olamaz. Etrafta bütün güzelliklerine bürünmüş birer su perileri vaziyetini alan adalar, karşı sahilde ve tren boyunda Maltepe, Pendik, Kartal ve sair köyler gayet latif bir manzara teşkil eder. Bu mektepte bütün despotlarımız (Rum Ortodoks Kilisesinde papazın üstündeki bir ünvan-f.d.) tahsil-i irfan ederler. Tepenin biraz aşağısında ve sahile yakın Mısır Hidivinin amcazadesi Abbas Halim Paşa’nın Mısır ehramları sisteminde gayet merakla inşa edilmiş köşkü arzı didar (görünme-f.d.) eyler.
Tepeden inipte asıl cadde takip edilirse, sağda aristokratların yazlık ikametgahı olan Halki Palas oteline tesadüf olunur. Buradan artık orman ve çamlık başlar. Arasındaki 20 metrelik gayet sevimli ve kırmızı renkli yol bütün adanın atrafını sahil boyunca takip eder. Her yerinde yılankavi şeklini muhafaza eder. [4] Biraz ileride iki güzel tepecikler ortasında gayet mümtaz bir mevkide saray gibi muhteşem ve ağaçlar içinde sıkışmış gibi olan parlak Elliniki Emporiki Sholi [5] (Yunanca Ticaret Okulu-f.d.) binası arzı endam eyler. Burada biraz durupta insan, nazarları (bakışları-f.d.) önünde açılan vasi ufuklara gezdirecek olsa mutlaka manzaranın güzelliğinden gözleri kamaşıp sermest olacak... Bayır aşağı bahçe ve ağaçların ötesinde gayet vasi bir surette serilen koyu renkli denizin uzak sahillerinde görülen Aya Stefanos (Ayastefanos- Yeşilköy-f.d.), Makriköy (Bakırköy-f.d.), Stambol’in (Suru Humayun - Suriçi eski İstanbul-f.d.) tepe ve minareleri, Yıldız, Çamlıca, Erenköy, Maltepe, Antigoni (Burgaz Adası-f.d.), Proti (Kınalı Ada-f.d.) adaları hep gözler önünde kalır.
Bu mektep dokuz sınıflı (Elliniki Emporiki Sholi) olup, iki şubeyi havidir. Biri Gimnazyon ve diğeri sırf Ticaret şubesidirki her ikisi bütün Avrupa Darülfünunlarından musaddaktır. (tasdikli) Nerede Rumluk varise hepsi evlatlarını buraya göndermeyi kendilerine bir vazife-i milliye addederek bu mektepte, bu parlak iklimde tahsil ettirirler. Bugün için İstanbul ve taşrada temeyyüz eden ekser doktorlar, dava vekilleri (avukat-f.d.), tüccar ve bankerlerhepsi bu mektepten tahsil-i ilm ederek çıkmışlardır. Mektep dahilinde eski Bizans İmparatoru II. Ioannis Palaiologos tarafından inşa ve Panagia (Meryem-f.d.) namına takdis edilmiş bir ekklisia vardırki haylice asar-ı atikaya (antika eserler-f.d.) havidir.
Mektebi bırakıp da doğru caddeyi takip eylediğimizde yolda diğer bir tepede Pater İsak ve daha ileride sağda Pater Arsenios manastırları vardırki her ikisininde mevkileri güzeldir.
Nihayet yol, tabi güzellikleri ile şöhret kazanan Çam Limanından geçer. Bu liman denizin gayet sevimli bir tarzda girintisinden ibaret olup yazın herbir gün birçok ziyaretçileri kendisine celbeder. Bu ise mevkisinin letafetine bir delil-i beliğdir.(yeterli delil-f.d.)
Çam ağaçlarının latif dalları arasında imtidad (uzayıp giden-f.d.) eden turu takiple Aya Georgios Manastırına ve buradanda tekrar ada iskelesine varılır.
İşte aziz biraderim, adanın muhtasaran tarifi... Fakat tabiatın bu kadar şirinliklerini layıkı ile tasvir etmek benim için pek güçdür. Birgün olurda hasbel icap bu güzel adayı terk etmeye mecbur kalırsam ne kadar mahzun ne kadar mukedder olacağımı hiç tasavvur eder misin? Halki’m (Heybeliada-f.d.) bütün mevcudiyetim buna ne kadar tatlı hatıralar, sıkı rabıtalar ile merbut kalmıştır.
Halki, 28 Temmuz 1912
IOANNİS PAPADOPULOS
Heybeliada (Halki) üzerine yazılmış bu yazı 1914 tarihinde yayınlanmış İmerologion adlı karamanlıca eserden Fehmi Dinçer tarafından çevrilmiştir.
________________________________________
[1] Türkçesi Heybeli adadır. Rumcası ise Halki’dir. (Halki'nin anlamı ise bakırdır-f.d.)
[2] Bundan 3-4 sene evvel (1908 yada 1909-f.d.) buraya İstanbul’un köpekleri nefi edilerek (sürülerek-f.d.) helak ettirilmiştir.
[3] Bu adada İngiltere’nin sabık İstanbul sefiri Volver’in İngiliz bandırası altında bir köşk yaptırıp insanların nazarından uzak olarak güzel kadınlar ile vaktini geçirdiği rivayet olunur.
[4] Bu caddeye tur (devir) namı verilmiştir.
[5]1892 yılında kurulmuştur.
Özellikler:Geleneksel mimari • Odalarda telefon • Odalarda televizyon • Odalarda klima • Yaz-kış açık • Kredi kartı kabul ediliyor
Konum:Adada • Tarihi yerleşim içinde
Restoran:Akdeniz/Ege yemekleri
Çocuk politikası:Çocuk kabul edilir
İnternet bağlantısı:Her yerde var • Ücretsiz
Aktiviteler:Doğada yürüyüş imkanı • Bisiklet
Evcil hayvan politikası:Kabul edilmez
Son yapılan yorum
-
Gülnur İnal
-
istanbul
-
Türkiye
-
mayis 2011
- verdiğin paraya
değdi mi?
10
Umman'dan ve Bolu'dan gelen 2 arkadaşımla hafta sonumuzu Büyükada'da geçirmeye karar verdik ve internetten bir butik otel bulup rezervasyon yaptırdık. Fakat gittiğimiz yerde 1 gece zor kalıp kendimizi gündüz yürüyüş yaptığımız sırada keşfettiğimiz Gala Butik Otele zor attık. Hayatımda geçirdiğim en keyifli zamanlardı. Personelin sürekli bize yardımcı olması ve güleryüzü ile GALA Büyükada'da kalınabilecek en kaliteli yerlerden biri. Temizlik ve lezzetli yemeklerden bahsetmiyorum bile.. Mutlaka yine geleceğiz, sevgiler...
diğer yorumları göster